Archive for Ağustos, 2010

İSİM ÖNEMLİ Mİ ?

 

 

 

Yaklaşık 1 ayı aşkın bir süredir forvet transferi için çeşitli isimler gündeme geldi ve gelmeye de devam ediyor. Bu mevki için basketbolseverler farklı görüşler dile getirmekte. Bu görüşler 3 ana başlıkda toplanıyor diyebiliriz. Birincisi 3 numara fiziğinde ama 2 özelliklerinde olan biri olmalı derken, ikinci bir görüş ise hem 3 hem de 4 ü oynayabilip eşleşme sorunu yaratan bir oyuncu daha iyi olur diyor. Ancak Ergin Ataman’ın 4 kısa sevdasıyla Shumpert’in 4 numara olarak da düşünülmesinin EL maçlarında ve hatta ligde belli noktalarda, tutmayan bir taktik olduğu görüldü. Her sistemle başarıya ulaşılabilir ama doğru oyuncularla oynamak kaydıyla ve bu oyuncu Shumpert değildir. Bu sistemde 4 numarada çok çok özel bir oyuncuya sahip olmanız gerekir ki bu da Avrupa hatta dünya basketbolunda çok zor bulunur, bir üçüncü görüş ise diğer bölgelere kaymadan saf 3 numara özelliklerine sahip olması gerektiğini söylüyor.

Aslında burdaki en önemli nokta oyuncunun fiziki özellikleri ki 195 – 2.05 arası boyda ayakları ve ilk adamı çabuk, sahayı hızlı geçen ek olarak ribaundları da kuvvetli olan bir oyuncu olmalı. Bu mevkide skor yönünden istatistiksel olarak istediğimiz ortalamaları yakalayacak çok oyuncu var. Shumpert – J. Baxter- Newley, üçü de daha önce çok bilinmemelerine rağmen istatistiksel olarak yakın ortalamalar tutturdu (bu noktada takımların rotasyonunu bir miktar gözardı ediyoruz). Fakat ne Shumpert ne de Baxter daha iyi ortalamalara sahip olmasına rağmen Newley kadar çok yönlü olamadı.

Çok yönlülük ilk önce kendini topsuz oyunda ve özellikle savunmada gösteriyor. Bu noktalarda Newley diğer iki isimden daha başarılı. İkinci olarak da özellikle Telekom serisi deplasmanlarında oyunun sıkıştığı anlarda takımı yönetme adına direkt insiyatif almak ki turu geçmemizin anahtar faktörü olmuştu. Bunu Shumper ve Baxter da görmemiz çok zor.

Bu yüzden isimden önce oyuncunun yapabileceklerine dikkat etmek gerekir. İstenen özellikler olduktan sonra ismi ve kariyeri önemli değildir.


HALUK YILDIRIM VE EVREN BÜKER

Bir çoğunuz bu sezon takımdan ayrılan Haluk ve geçtiğimiz sezonu Galatasaray’da geçiren Evren’i başlıkta görünce bir anlam veremeyebilir. Ama bu yazının konusu sadece Beşiktaş değil hatta asıl mevzunun sporcu karakteriyle ilgili olduğudur.

Haluk Yıldırım, Türk Basketbol’daki 80 lerin sonunda uluslararası arenada can çekiştiği dönemden bugüne kadar ki değişimini gösteren bir aynadır. Bu dönemde sayısız oyuncu gözümüzün önünden geçti gitti performansı düştü, anlık parlamalar yapıp kayboldu ama Haluk hep aynı şekilde aynı performansta kaldı. Böyle olmasındaki en önemli etkenin muazzam bir iç disipline sahip olmasına bağlıyorum. Ek olarak yıllar geçtikçe yaşadığı olaylarda tecrübe adına en üst düzey dersi almasını bilen zeki bir insan.

Evren ise şu ana kadar Beşiktaş da oynamamasına rağmen gelişimi hırsı ve iç disiplin adına yeni nesil için önemli bir örnek. Oyak kadrosuna Ahmet Erdoğan ve Hüsnü Güler ile beraber katılıp koç Yücel Platin’e kendini emanet edip 3 senede milli takım seviyesine gelen bir oyuncu oldu. 2006 yılında pek az insan bu seviyelere gelebileceğini tahmin ediyordu. Çünkü o zamanlar sahne başkalarına aitti.

Peki bu iki oyuncu bu yaklaşımlarının karşılığını nasıl gördü. Birincisi Haluk Yıldırım kuruluşundan beri hizmet ettiği kulüpten hasta olmasıyla beraber bir mektupla kovuldu ki kulübünün bu davranışının ödül almaması büyük bir talihsizlik ! daha sonra zor zamanında geldiği Beşiktaş’dan çok büyük vizyona sahip yöneticilerimiz tarafından uzaklaştırıldı !

Evren ise 1 ve 2 numarada kendisi kadar atletik ve kuvvetli bir oyuncumuz olmamasına rağmen nedense milli takım konusunda “Utanma Belası” dan dolayı kadroya alınıp, yerini turnuva yaklaşırken kaynakla tutturulmuş demirbaşlara bırakmakta.

Adaletin olmadığı yerde ne bir başarı ne de bir huzur vardır. Bunun alışkanlık haline gelmiş olması da artık kanserli bir durumdur. Bütün bu sıkıntıların en büyük nedeni adalet duygularının körelmiş olmasıdır.

MELEK BOUTHORS YENİ SEZONDAN UMUTLU

Beşiktaş Cola Turka kadın basketbol ekibimizin genç ve yetenekli oyuncularından Lucie Melek Bouthors ile hem geçtiğimiz sezona, hem de yeni sezona dair görüşlerinin yer aldığı keyifli bir söyleşi gerçekleştirdik. Röportajın tamamını şuradan okuyabilirsiniz..

Geçtiğimiz sezonun şanssız isimlerinin başında geliyordu genç guard. Yaklaşık 2 ay parkelerden uzak kalması, üst üste yaşadığı ameliyatlar, dönem dönem yaşadığı uyum sorunu ve takımdaki genel sorunlar onu potansiyelinden bir hayli uzaklaştırmıştı. Yinede yeni sezondan beklentileri bir hayli yüksek Türk asıllı Fransız oyuncunun..

Kendini oldukça enerjik ve yeni sezona hazır gördüğünü söyledi Melek. Ve daha da önemlisi, beklentilerden bir hayli uzak geçen geçtiğimiz sezondan ders çıkardıklarını da kaydetti. Tabiki taraftar desteğinin bu sene yanlarında olması gerektiğinin de altını çizerek. Taraftarlarımızdan gerekli desteği alırsak, adımızı önemli başarılara yazdırabiliriz diyor Melek Bouthors..

Hem ona hem de takımımıza inancımız tam. Bu sezon artık yeni bir başlangıç olsun zaferlere doğru açılan..

SON YABANCIMIZ IVETA SALKAUSKE

Bayan takımımız son yabancı oyuncusunu da belirledi. Dün haberini Bjkbasket.org’dan geçmiştik.

İspanya Liginin alt sıra takımlarından geliyor olmasına rağmen, ispanya gibi sert bir ligden geliyor olması kadro derinliğimiz açısından çok önemli bir transfer. Salkauske tipik Litvanyalılar gibi iyi bir Şutör. %35 civarı bir üçlük yüzdesi ile oynuyor olması yıllardır 4 numaradan verim alamayan takımımız adına büyük bir kazanç. Melike ile beraber bu sezon iyi bir ikili oluşturabilirler diye düşünmekteyim.

Bu sezon çok güzel bir kadromuz olduğunu düşünüyorum. Herkesin aksine bu ligde Galatasaray ve Fenerbahçe Finalini şimdiden bozabilecek bir kadroya sahip olduk diyebilirim. Çok ciddi üç tane dış oyuncumuz var. Bu kadronun en dez avantajlı yanı ise Guard pozisyonu olacak gibi duruyor. Avrupa Kupalarından sonra Bu bölgeye yapılacak Bir Liron Cohen veya Shay Doron tarzında bir transfer, tadından yenmez olur.

GEÇMİŞTEN NAĞMELER


TİFLİS HATIRASI

UZUN ROTASYONU HAMLESİ İSMAİL ÇEVİK

Fedor ve A. J. transferlerinden ve Adem’in de takımdan ayrılışından sonra 4 numara, transferin en kilit pozisyonlarından biri oldu. Zirveyi hedefleyen bir takımda 4 tane birbirine yakın seviyede uzun rotasyonu olurken belirli sürelerde onları dinlendirecek güçsüz rakiplere karşı daha fazla süre alıp sezon sonuna doğru oyuncuların diri kalmasını sağlayacak bir 5. uzunun olması gereklidir. İşte İsmail Çevik hamlesindeki en önemli sebep bu rotasyon genişliğini sağlamaktır.

İsmail Çevik bilindiği gibi yabancısız dönemdeki oyuncularımızdan biriydi. Her ne kadar Fatih – Umut – Nedim gibi isimlerin arkasında kalsa da zaman zaman iyi performanslar göstermiştir ki onlardan biride ilk dördü zorlayan ve Efes’in namağlupluk ünvanını ligden silen Daçka deplasmanında oynadığı oyundur. Beşiktaş’dan ayrıldıkdan sonra çok uzun süreler almadı ama bir şekilde ligde kendisine yer buldu. En iyi sezonları 2007 ve 2009 olmak üzere Konya’da Mutlu Akü Selçuk’da geçirdi. Bu önemli bir detay çünkü Selçuk ‘un hücum sistemi Beşiktaş gibi hızlı ve geçiş oyunu üzerine kurulu atmaya dayalı bir yapıdaydı.

Adem Ören’e nazaran daha kalıplı olması nedeniyle rakip uzunların arkasında daha iyi duracaktır yine daha stabil şut mekaniği sayesinde dış şutlarda daha istikrarlı bir uzuna sahibiz. küçük nüansların ve süpriz oyuncuların fark yarattığı zirvede İsmail’in oyununda sağlayabileceği ilerlemeler takımın başarısına doğrudan etki sağlar.


2001 – 2003 YABANCISIZ DÖNEM

Daha önce yerli ve yabancı oyunculara seviye atlatma konusuyla ilgili bir yazı yazmış ve sonunda yabancısız döneme de ayrı bir yer ayıracağımızı belirtmiştik.  

Bilindiği gibi 2001 yılındaki krizin etkisiyle takımlar ertesi sezon bütçelerinde önemli bir kısıntıya gitmek zorunda kalmıştı hatta Efes Pilsen ve Ülker ‘de buna dâhil olmuştu. Futbolun bir numaralı spor olduğu Beşiktaş’ta Bud Eley ve Muratcan gibi isimler ayrılmış hatta Muratcan’ın satışından elde edilen gelire de ciddi şekilde ihtiyacımız olmuştu. İşte bu noktada A takım faaliyetlerini sonlandıran Tuborg’un genç oyuncularının yanına altyapıdan Onur ve Nedimle Beraber Efes orijinli Tufan Ersöz ve Ülker’den Fatih Solak’ın katılımıyla genç ve yabancısız bir kadro oluşturuldu. Faruk Beşok da tecrübesiyle bu takıma ağabeylik yapacaktı. Kuşkusuz yönetimin bu kararı almasında düşmenin kaldırılması başrol oynasa da sözleşmelerin uzun vadeli yapılması önemliydi. Bu kadro da öne çıkan isimlerin kimler olduğuna bir göz atalım. 

TUFAN ERSÖZ: Ant Birlik’de de bu tür bir tecrübe yaşamıştı ancak o zaman takımın kurulma amacı belliydi (Efes Pilsen pilot takımı). Beşiktaş onun tam anlamıyla vizyona çıktığı takım oldu. Şut konusunda sakatlık yaşamadığı sürece kendine güveni var ve el üstü fark etmeksizin 3 lük kullanabiliyor. Son senelerde sakatlıklarla sorun yaşayana kadar savunmada da oyununu ilerletti. 

UMUT TINAY: İTÜ altyapısının 80 jenerasyonunda Muratcan Güler’le beraber en önemli oyuncusuydu. Tuborg da ki Mrsiç in yanında yardımcı roldeydi. Ama Beşiktaş da takım ona emanetti. Kendine özgü iyi bir turnikesi (gözyaşı damlası gibi) ve iyi bir saha görüşü var. Zirve takımlarında yer almasa da özellikle asist konusunda ligde istatistiki olarak her zaman üstlerde yer aldı. 

İNANÇ KOÇ: 2.01 boyu ve özellikleri itibariyle halen ligdeki önemli forvetlerden. Oyunun her iki yönünde de var olabilen özellikle savunma duruşuyla öne çıkan bir oyuncu. “all around” katkılar verir ve oynadığı orta sıra takımlarında hem skorda hemde savunmada en önemli yerli opsiyon olmuştur. Hatta Beşiktaş da oynarken Efes Pilsen’in gündemine de geldi. 

FATİH SOLAK: Beşiktaş’a geldiğinde gelecek vadeden uzun olarak bir projeydi. Beşiktaş da iyi bir başlangıç yapmıştı. Ama Ülker’in ödü patlamışçasına gelecek sezon geri aldığı ve belki de kariyer gelişime en büyük zararı verdiği isim.  

UMUT GÖRÜR: Bir uzuna göre tepeden iyi bir saha görüşüne sahipti ve fiziği zayıf olmasına rağmen iyi bir pasör ve orta mesafe şutu bulunuyordu. 2003 de en iyi sezonunu geçirdikten sonra Telekom la başlayana zirve yolculuğu vardı. Beykoz’da ki sakatlığı kariyerini bitme noktasına getirdi. 

NEDİM YÜCEL: Genç takımlardayken dönemin fast break dergisinde geleceğin yıldızları arasında gösteriliyordu. İyi bir atletikliği ve patlayıcı gücü var ama şutu bütün kariyerini etkiledi. Performansı oyun kurucu odaklı, doğru yerde topla buluşturulduğu zaman yakın mesafede skora yönelmekte sıkıntı yaşamaz. Ek olarak mental açıdan oyuncularla iletişimi iyi olan koçlarla çalıştığı zaman performansında siyahla beyaz kadar net bir fark var. Zirve sonrası takımlar için her zaman aranan oyunculardan biri olmuştur. 

ONUR AYDIN: Nedim ‘in aksine pota altında pozisyon bilgisiyle kendine yer bulan bir isim onun da şutu istikrarsız ama kendinden uzun ve kalın 5 numaralara karşı direnecek kadar da güçlü. 2001 – 2002 sezonunda sakatlığı nedeniyle verimli olamadı ama bir sonraki sezon oda önemli bir çıkış yaptı. Özellikle Tab Baldwin’in elinde Banvit de Pero Cameron ile performansı zirve yaptı. Doğru koçun elinde doğru şekilde kullanılırsa bir oyuncunun verebileceği katkılar açısından güzel bir örnek. 

Öne çıkan oyuncular genel itibariyle bunlar. Bunun dışında her ne kadar geri planda kalmış olsa da İsmail Çevik de 1. lig de her zaman yer bulan oyunculardan biri olmuştur. Ancak burada en üzücü nokta Volka Çetintahra’nın çok önemli kariyerini bitiren sakatlığıdır. Çok müthiş bir kariyeri olmazdı ama en azından her maç 5- 10 sayı arası katkı veren orta seviye bir uzun rahatlıkla olabilirdi. 

Bu kadro her ne kadar düşme olmamasına rağmen son zamanlardaki benzeri ve medya önünde çok destek çıkılan Alpella’ya nazaran ki o takımda iki iyi yabancı vardı, 2 sezonda play off oynamış özellikle ilk sezonun 2. turunda çok parlak bir Ülker galibiyetine imza atmıştır.  

Peki, bu kadro neden dağıtıldı. 100. yılda futbolda gelen şampiyonlukla beraber mali tablo dönemin yöneticisi Hüsnü Güreli’nin başarılı yönetimiyle düzelmiş ve bunun da etkisiyle basketbolda da iddialı bir takım oluşturulması gündeme gelmişti. Bu bağlamda sözleşmeler feshedildi ve takım dağıtıldı. Ertesi sezon El Amin ve Ayuso’lu kadro çok ekonomik bir şekilde kurulsa da 2004 kongresinden sonraki gelişmeleri hepiniz biliyorsunuz. Bu kadro uzun vadede dikkatli yerli takviyeleri veya değişimlerinin yanına bir ya da iki yabancıyla zirveyi zorlayabilirdi. Bu belki başlangıçta hiç de olası gözükmüyor ama Partizan da Djordjeviç ve Daniloviç’le yola böyle koyulmadı mı? 80’lerin sonu ve 90’ların başındaki Jugoplastika Kukoç’lu kadrosuyla uzun seneler beraber olmanın karşılığını 3 şampiyonluk la almadı mı? Ki o takım yıllarca İspanya da yaz sezonlarında bıkmadan usanmadan 20 – 25 hazırlık maçı yapıp sistemini mükemmelleştirmişti. 

Bugün böyle bir şey yapılamaz mı? Elbette yapılır ama bu bir vizyon ve hedef meselesi yeri gelir çok yetenekli yerlilerle bu süre kısalır. Taraftarın tepkisi? Tam tersi taraftar böyle bir oluşuma destek çıkar. 

oyun oyna facebook video film izle sex ateşli sevişme sahneleri travesti video haberi jigolo youtube video sevişme bedava film izle