Archive for Ağustos, 2010

KONSANTRASYON VE ORTAYA ÇIKAN POTANSİYEL

 

Yıllardır milli takımın potansiyeline zincir vuran en önemli etmen  buydu. Konsantre olamamanın verdiği takım oyunundan uzak görüntü ve kaybolan özgüven 1-2 maçlık parlamaları genele ve sonuca yansıtamamak. Bu yüzden şampiyona bu açıkları taraftar desteğiyle kapatmak için çok önemli.

HIZLI DÜŞÜN  HIZLI OYNA

Zihinlerde galibiyetin kesinlikle anahtar noktası. Hızlı düşünmek sürekli kat yapıp, uzunların devrilerek hareketli olması oyuncuların eksiklerini kapaması için 1 numaralı yol. Saha görüşü ve ikili oyunlarıyla rotasyondaki en iyi adam olan Kerem ve deliciliğiyle öne çıkan Ender’in performansı tam istenilen ideal seviyedeydi. Böyle olunca da zaten hızlı olan uzunlarımız Schortsanidis dışında da ağır olan ve sırtı dönük opsiyonları da çok zayıf olan Yunan uzunların yanından geçti gitti.

ERSAN İLYASOVA ESAS ADAM

Hidayet’in kariyeri ve Ersan ‘ın yaşında yaptıklarından daha iyi olabilir ama şu anda bu takımın sistem içinde kalıp da etkili olmayı başaran en iyi oyuncusu Ersan’dır. Seti bozmadan doğru yerde şut atan uzun kollarıyla savunmada özellikle alanda tüm pas açılarını kapatabilen Ersan’ın bu özel performanslarına alışkınız.

HİDAYET RİTMİ BOZUYOR

Burdaki en büyük sorun skora yönelik oynamayı öncelik haline getirmesi ve bunun yaptığı çok büyük iki hata ya erken şut atması ya da tam tersi topla çok oynayıp pas trafiğini kesmesidir. Bu da ister istemez 32 – 33 dakika yaptığımız hareketli bol kat ve pick and roll’e dayalı oyunu engelledi. Maçın sonunda o ritmi tekrar bulmak mümkün olmadı çünkü kaybetme korkusuna bağlı stres faktörü rahat oynamamızı engelledi.

MÜKEMMEL ALAN SAVUNMASI

Rusya’ya yaptığımız gibi yüksekten başlayarak yapılan bir alan savunmasına karşı Spanoulis – Diamantidis ikilisinin sorun yaratacabileceği ve bu yüzden maçta görebileceğimizi tahmin etmiyordum. Ancak takım herkesi mutlu bir şekilde yanılttı üstelik bunu uzun bir beşle yaparak. Burda ne kadar hücumda kısır olsa da Hidayeti’in Kerem’in yanında çok çok iyi bir iş çıkardığını söylemek gerekir.  Zaten 72 – 54 ‘den sonra yaşana krize karşı maçı çift hanelerden kazandıran bu savunma oldu

RİBAUNDLARDA ÜSTÜNÜZ

2009′ daki maçtaki büyük sorun burada yaşanmadı Kerem – Ender ikilisinden 8 ribaundluk katkı ve koç İhsan Bayülken’in maçtan önceki tezini tam da doğrular nitelikdeydi.

ASİST SAYIMIZ YÜKSEK

17 asist bu tür maçlar için çok başarılı biri rakam ki sonlarda yaşanan tutukluk olmasaydı 20 yi geçerdik. Bu da ne kadar pas trafiğini ve ikili oyunların başarılı olduğunu gösteriyor.

DAHA AZ TOP ÇALDIK AMA

En az çaldığımız kadar topa da el sokup 5-6 saniye kala setlerindeki final pasını yapmalarını engelledik.

DOĞRU SİSTEMDE OYNAYAN BİZDİK

Her iki takımda aynı sayıda top kullandı ama 2 lik  3 lük dengesi çok farklıydı son dakikalardaki el üstü zorlamaları saymazsak. Rakibin oyununu bu kadar üçlük üzerine kurmasını iyi değerlendirdik. Çünkü savunma da sürekli aynı sertlikde olunca maç sonu o fiziki mücadeleden sonra uzunların o şutları yüzdeli sokması zordu.

FAUL SAYILARI

Hakemlerin bu kadar çifte standartına rağmen rakipten daha az faul yapıp serbest atış çizgisine daha çok gitmeyi başarabilmek maçı söke söke aldığımızın işaretidir.

TEŞEKKÜRLER HEPİNİZE UZUN ZAMANDIR YUNANİSTAN’A KARŞI BÖYLE BİR GALİBİYETE İHTİYACIMIZ VARDI

YUNANİSTAN’DA DİKKAT EDİLMESİ GEREKEN NOKTALAR

 

 

 

2009′da ki maçtan önemli dersler çıkarıp rakibin iyi yaptığı şeyleri sıralamak, dikkat edilmesi gereken noktaları belirtmek açısından bir çözüm teşkil eder.

Hücum ribaundları kesinlikle önemli zira  2009′da uzatmada kaybettiğimiz maçta ribaundlarda genel olarak 47 – 28 hücum ribaundlarında ise 17 – 9 gibi ezici üstünlükleri var. Burda da bu özelliklerini koruyorlar Porto Riko maçının en kritik noklatarında eksik olmalarına rağmen yine kritik hücum ribaundlarını aldılar. Özellikle şutların ters tarafından muhakkak bir dış adamı hücum ribaunduna sokuyorlar. Bütün uzunları ribaundlarda yer tutma konusunda oldukça iyiler.

Atışlarda 2 lük ve 3 lük oranı ilk 2 maçtaki rakiplerine onaran oldukça farklı. Dış atışlara endeksli oynuyorlar ki uzunlarda buna dahil Spanoulis – Diamantidis – Zizis üçlüsüne vereceğimiz cevap bir diğer kritik nokta. Diamantidis ve Spanoulis rakip ufak bir seriyle öne fırlayınca hemen kontrolü ele alıyor ve seti kurmadan hızlı bir şekilde dış şutlarla geri gelmeye çalışıyorlar. Porto Riko’nun 8-9 sayı öne çıktığı anda ve geçen sene bize karşıda bunu denediler ve başarılı oldular. Artı bu ikili birebirde kesinlikle üstünlük kurmamalı.

Dimantidis’e yapacağımız savunma onun maç sonu diri kalmaması açısından çok önemli. Birde hakem faktörüne kafayı takmadan maçı oynamalıyız. Çin içeriyi sürekli zorlayarak rakipten çok serbest atış atabiliyorsa bizde bunu yapabiliriz.

BREZİLYA ELİNDEN KAÇIRDI (ABD 70 BREZİLYA 68)

 

Turnuvanın, ısınma havasında geçen ilk gününden sonra sıkı maçlar ard arda gelmeye başladı. İşte bir çok kişinin beklediği “İyi bir uzunu olan takıma karşı Amerika ne yapar” sorusuna da bu maç, geçici de olsa cevap teşkil etti.

HUERTAS – SPLİTTER

Amerika’ya karşı başarılı olmak istiyorsanız öncelikle ayaklarınız çok hızlı ve ellerinizde aynı oranda çabuk olmalı. Ancak bu şekilde tempoyu ayarlama şansı yakalarsınız. Buna ikili oyunları da eklerseniz Avrupa basketbolundaki farkı ortaya koyabilirsiniz. Şu anda onlara karşı bu şekilde oynayabilecek 3 takım var Arjantin – İspanya ve Brezilya. Huertas – Splitter’in ACB’de Caja Laboral’de oynayıp birbirini çok iyi tanıması, faul problemi yaşayana dek Amerikayı bozmaya yetti. Bunun dışında Barbosa – Machado ‘dan başlayarak tüm dış adamların stabil kalmayıp tamamen kat yapmaya yönelik oyunu sayesinde her ne kadar kaçırmış olsalarda çokca boş şut bulmalarını sağladı. Brezilya ve Arjantin’in önemli oyuncularının İspanya’da oynaması da ekollerin ne denli benzer olduğunu gösteriyor.

BREZİLYA SAVUNMASI

Öncelikle ilk iki maçtaki gibi Amerika’dan kolay fast break ve transition sayıları göremedik. Çünkü Brezilya çok iyi geri koştu maçın son bölümlerinde Rose ile buldukları sayılar haricinde Amerika savunmayı 2 ye 1 ve 3 e 1 veya eksik yakalayamadı. Bununla beraber alamadıkları ribaundlarda  Brezilyalıların sürekli topa el uzatmaları ve ilk pası engellemeleri de hızlı hücumu engellemek içindi.

HUERTAS YORULDU VAREJAO’NUN EKSİKLİĞİ HİSSEDİLDİ

Maç ilerledikçe Brezilya’nın  yorgunluğu yüzlerden okunuyordu. Bir Huertas ve Barbosa’nın yakın seviyede yedeği olsaydı ikinci yarıda kaçan 6-7  tane boş üçlükten en azından ikisi girerdi. Aynı şey Splitter içinde geçerli. Billups 3 faul olduğunu bildiği için Odom’ı sürekli perdelemeye çağırıp Splitter’in üzerinden oynayıp Amerikayı maça ortak etti. Sağlam bir Varejao bu durumda sert bir faul yaparak gerekli mesajı verirdi.

DURANT EGOSUZ YILDIZ

NBA’in en genç sayı kralı olmasına karşın Avrupa basketboluna da uygun özellikleri olan Durant’in tekniğindeki yumuşaklığı ve kıvraklığını izlemek çok büyük bir keyif. Topla bu kadar haşır neşir olmadan saf bir skorer olması onu çok özel kılıyor.

AMERİKA ROTASYONU BOZMAK ZORUNDA KALDI

Maçta Amerika’nın dengesinin ne denli bozulduğunu gösteren 1 numaralı istatistiki veri. 5 oyuncu 30 ve üzeri dakika süre aldı. İdeal beşi değiştirip kontrolü kaybetme endişesiyle onlarda görünürün tam tersine maçta rotasyonu daralttılar ve maç sonunda Brezilya gibi yorgun düştüler.

Turnuva kendi dinamikleri içinde güzel maçlara sahne olmaya devam edecek. (foto kaynak : www.megabasket.net)

 

İSTANBUL’DAN SLOVENLER VE HIRVATLAR GEÇTİ (SLOVENYA 91 HIRVATİSTAN 84)

 

 

 

 

Turnuvanın “Sırbistan – Almanya” maçıyla beraber en çekişmeli maçını izlemiş bulunuyoruz. Slovenya 2009′un rövanşını vermedi. Normal zamanda önemli yeteneklerine ve potansiyellerine karşın her iki takımda savunmada mülayim bir görüntü çizip soft kalınca turnuvalarda hiç bir zaman bitirici vuruşu yapamıyorlardı. Anlaşılan bu takımların sertlik kazanması için aralarında sık sık maç yapması gerek. Maç da bir bakıma 2009′un benzeri oldu. Hırvatların üstünlüğüyle başlayan ve sonrasında Slovenlerin yavaşça gelip geçtiği bir gündü.

HIRVATLAR AVANTAJI KULLANAMADI

Maç başladığı andan itibaren Hırvat uzunların özellikle orta mesafe şut özellikleriyle öne çıkması bekleniyordu. Ama ilk çeyrekte özellikle uygun durumdaki şutları kaçırınca önde olmalarına rağmen farkı yükseklere çıkaramadılar. Bu açığı Marko Tomas kapattı ABD maçını dikkatle izleyenler Tomas’ın sadece stabil bir şutör olmadığını pentresi de kuvvetli biri olmaya başladığını görürler. Maçta bunu doğrular nitelikdeydi. Yaptıkları bir önemli hata da hücumda Slokar’ın yavaşlağını çok iyi kullanmalarına rağmen savunmada yanlış yardım zamanlamasıyla boş bırakıp yedikleri üçlüklerle rakibi maçta tutmaları oldu. Bu tarz istikrarsız bir oyuncuyu oyuna ısındırmakla büyük bir hata yaptılar.

Sertlik ve mesaj verme adına gereksiz faulleri dozajını fazla kaçıran Hırvat’lar bunun bedelini 2. yarıda ödedi. Ancak bu uzunların bireysel performansından çok faul probleminden dolayı yardım savunmasında aksamaları neticesinde gerçekleşti.

Nitekim 2. yarı bu yüzden 3′lük yağmuru şeklinde geçti. Lakoviç’in önderliğinde başlayan bu süreçte Dragiç – Beciroviç ve Udrih’in ara ara devreye girmesiyle kontrol tamamen Slovenlerin eline geçti. Bu hamleye karşılık olarak Koç Vrankoviç Popoviç’i sahaya sürdü. Organizasyon dışı üçlüklerle gelen seriyle öne geçince hamlenin tuttuğu düşünüldü ve Tomas oyundan soğudu. Yüzdelerin normale dönmesiyle ibre son kez Slovenlere döndü.

Slovenler ilk yarıdaki top kayıplarını maç boyunca kritik anlarda kazandıkları hücum ribaundlarıyla telafi ederken. Hırvatlar maç öncesinde söylendiği gibi % 54 le faul atmanın bedelini maç sonu kaçırdığı çok kritik 5 atışla ödedi.

Maçın sert başlamassına rağmen yüksek skorla bitmesinin bir nedenide hakemlerin her iki yarıda da nispeten farklı düdükleriydi. Bu da takımların savunmasını etkiledi.

Son olarak normalde Euro Lig’in ağır temposuna karşın iki takımında 2 lik 3 lük dağılımının tahmin edilenden fazla olduğunu düşünüyorum. Bu biraz da oyuncuların maçı oynamasından çok atmosfere ve tempoya kendini kaptırmalarından kaynaklanıyor olmalı.

SAVUNMA VARSA SONUÇ DA VAR – “TÜRKİYE – RUSYA (65-56)”

 

 

 

Bizim için esas turnuvanın başladığı maç oldu. 2009′un ilk beş maçındaki gibi yüksek savunma direnci ve sertliğinin galibiyet için anahtar olduğunu kanıtladı diyebiliriz. Oğuz dışında post up yapan uzunumuzun olmadığı ve  rotasyonda arka planda kalması sebebiyle (Tanjeviç her zaman ince ve daha hareketli uzunlara öncelik vermiştir) dış adamların performansı önemliydi. Bunu sadece skor anlamında değerlendirmek sağlıklı olmaz uzunlara pozisyon hazırlama ve besleme açısındanda değerlendirmek gerekir.

Daha hava atışından oldukça sert ve ağır tempoda geçeceği belli olan maçta kontrolü ele alabilecek ufak seriler gerekliydi ve maçın kontrolü 2. periyodun başında Ersan’ın tipi ve Ender’in uzak mesafeden üçlüğüyle bize geçti. Pozisyonlarda şansımız  olsa da maç boyu tüm şutların el üstü olduğu düşünüldüğünde maçın anahtar anları oldu. Ön iki dış adamımızın 3 lük dışına çıkıp tepeye açılarak yaptığı alan savunmasına geçen ekibimiz karşısında Ruslar’ın birebirleri denemeyip havuzdan yaralanamaması, artı ek olarak Ponkrachov’un ilk yarıdaki 4 top kaybı farkın çift hanelere çıkmasını sağladı. Rusların Holden’ı veya o tarz bir delici oyuncu aradığı çok aşikar Bykov dahil dış oyuncularının deliciliği olsa da bitiriciliği ve pasörlüğü zayıf olduğu için doğru açıları bulamadılar. Tabi bu noktada Ömer Onan ve Sinan Güler’i de es geçmemek lazım. Tüm bunların yanında her zaman ortalama sayılabilecek orta mesafe şutu olan rus uzunlarının eşleşme problemine karşı uzunlarımızın çabukluk ve atletiklik olarak verdiği cevap bir diğer anahtar nokta zira Portoriko karşısında 5 / 8 atan Mozgov bu maçta şut sokamadı. Oğuz’un ağır kalmasından dolayı erken faul problemine girmesi ( 9 dakika 2 faul) çabukluk ve atletiklik tezini doğrulamış oldu.

Bundan sonrası ne olur ? Öncelikle bu savunma direnci artarak devam etmeli sonrasında ise oyun kurucular artık topla gereğinden fazla oynamayı bırakmalı. Setde tempoyu hızlandırmak lazım çünkü buna uygun uzunlarımız var.

Hidayet için bir şeyler söylemek gerek. Oyuna ısınmak sadece skor yapmak demek değildir. Koçunda dediği gibi ”Şutun girmiyorsa sahada yapacak başka bir şeyin mutlaka vardır”. Ne zaman ki bu şekilde düşündü hem kendi performansı hem de takımın ki olumlu yönde arttı.

Son olarak kazanacağımız belli olduktan sonra bu kadar çabuk disiplinden kopan takım görmekten bıktık. Bu sadece Milli Takım’da değil kulüp takımlarında var ve bu yüzden Euro Ligde kaç defa ikili averaj yüzünden grup birinciliklerini kaçırdık. Ekol olmak böyle ince noktalarda kendini belli ediyor. Rusya maçı kaybedeceğini anladığı an en azından farkı korumaya ve azaltmaya oynadı. 14 sayıyla galip geldiğinde rakiplere vereceğin gözdağı başka tek hanelerde kazandığın zaman ki başkadır.

TEŞEKKÜRLER

 

 

Cumartesi günü “YENSEN DE YENİLSENDE” programına bizleri konuk eden Sayın BAĞIŞ ERTEN ve BANU K. YELKOVAN’a, ve Pazar günü de “BOL BASKET” programına konuk edip, ayrıca YENSENDE YENİL SENDE programında önemli katkıları olan EYÜP YILDIZ ve GÖKÇE BAŞARAN’a bjkbasket.org ve bjkbasket.com ailesi olarak çok teşekkür ederiz.

Programdan önce ve program sırasında konuştuğumuz Efes Pilsen, Fenerbahçe ve Galatasaray’lı   basketbol gönüldaşlarımızla yaptığımız değerli sohbet içinde kendilerine teşekkürü borç biliriz. Kendileriyle tanışmak büyük bir keyifti.

DÜNYA ŞAMPİYONASINDA İLK GÜN

AMERİKA – HIRVATİSTAN

Son olarak Rondo’yu kadrodan kesen Amerika her ne kadar farklı kazansa da aynı hatalara veya kusurlara sahip. Öncelikle Billups dışında ikili oyun konusunda saha görüşleri ve pas zamanlamalarında çok sıkıntı yaşıyorlar ve bu noktada sonuca Westbrook – Rose ikilisinin kuvvetine ve atletikliğiyle gidiyorlar. Bir diğer önemli hataları ise ilk yarıdaki alan savunmasına karşı yüksek postda Durant’i kullanmamak oldu ki bu da rakibe yakalandıkları dönemi gösteriyordu. Yine set savunmasından çok baskıyla top çalma odaklı savunmaya yoğunlaşıyorlar. Ancak bu sefer zaman zaman bunu rakibin hücum süresinden çalmak içinde yaptılar.

Hırvatlar için söylenecek en önemli nokta Tomiç oldu. Bugün konuşulduğu üzere turnuvanın yıldızı olmaya aday ve Gasol olmadığı bir turnuvada onun gibi bir oyuncunu çıkması çok önemli görünen o ki doğru kariyer planlamasıyla Gasol’ün özelliklerini taşıyan bir oyuncu olabilir. Bunun dışında Marko Tomas’da başarılı bir maç çıkardı denebilir. Hırvatların en önemli eksiği ve tam tersi Amerika’nın turnuva boyunca en önemli artısı ise atletiklik ve çabukluk. Doğru seti Hırvatlar düşünüyordu ancak sonuca Amerika gitti. Bu çabukluğa ayak uydurabilen tek dış adam Tomas oldu.

FRANSA – İSPANYA

Maçın anahtarı daha az top kullanmasına rağmen 2 liklerde İspanya’nın sadece 11 isabetde kalmasıydı. Bu da İspanya gibi bir takımın maç sonunda 9 asistde kalması anlamına geliyor ki rakipten 5 hücum ribaundu fazla almalarına rağmen bu gerçekleşti.  Navarro – Llull – Fernandez üçlüsü atletik Fransızlara karşı düşük yüzdeyle oynamasını da bu istatistiği oluşturan bir diğer etken oldu. Fransızların bir diğer avantajı da kısalara baskı yapan rakibe karşı Diaw gibi uzun pasöre sahip olmaları zira Suns’ın en iyi dönemlerinde takımın önemli bir dişlisi olmuştu. İspanya 2009 ‘a da kötü başlamıştı bu yenilgi turnuva dinamikleri açısından kendilerine gelmesini sağlar.

RUSLAR SON DÜZLÜKTE GEÇTİ

Maçta bizi yanıltmayan bir Porto Riko izledik. Belli bir sistemden çok bireysel performansa odaklı günüde olduğu ana her takıma kafa tutan olmadığında ise herkese yenilebilen Porto Riko bugün maçta bunun bir örneğini daha gerçekleştirdi. Ayuso’nun yokluğu ver gard rotasyonundaki darlık son dakilarda nefeslerinin kesilmesine neden oldu. Rusya’da da aynı sorun var Ponkrachov’un performansı belirleyici olacak.

TİPİK BİR YUNANİSTAN MAÇI

Maç sonlarını çok iyi oynayan Yunanistan bir kez daha bu özelliğini gösterdi. Bourisis ve Zizis’in 21 sayısına rağmen Dimantidis en kilit oyuncuları zira tüm maç sonu geri dönüşlerde savunmadaki ana faktör ve sertliği başlatan oyuncudur.

2-3 YERİNE 3-4 MİCHAL IGNARSKİ

 

Uzun zamandır forvet transferi için beklemedeydik ve bugün itibariyle bu son buldu. Öncelikle geçmiş sezonlardan yola çıkarak 3 fiziğinde ve 2 özellikleri de olan bir isim beklerken 3-4 numaraları da oynayabilen Michal İgnarski rotasyona dahil edildi. 2.07 boyunda olmasından dolayı Cevher  ve İsmail’le beraber rotasyonda kullanılabileceği de akla geliyor  ancak   ribaundlara   konsantre  olması ve hızlı hücumda erken sayı bulmak için rakip şutu atar atmaz koşmak yerine havuza düşen topları kovalama durumunda bu gerçekleşebilir. Geçen sezonki ACB istatistikleri 10.4 sayı 3.4 ribaund ve 0.5 asist. Asist yanıltıcı olabilir çünkü koçun sisteminde bu ortalamanın artması kuvvetle muhtemel. En önemli avantajının 4 yıllık İspanya kariyeri olduğunu düşünüyorum. Bu kesinlikle sertlik adına olumlu bir şekilde yansıyacaktır. Bir örnekleme yaparsak ortalaması 18 sayı olan ancak savunduğu adamların da bir o kadar sayı atmasına izin veren bir oyuncu almaktansa, 12 sayı ortalamalı ve savunduğu oyuncuyu da tek hanelerde tutabilecek birini tercih ederim.

Geçtiğimiz Avrupa şampiyonasında David Logan – Lampe ve Gortat’dan sonra takımın en önemli skor opsiyonlarından biriydi. 6 maçta 10.6 sayı 2.5 ribaund 1.o asist ortalaması tutturdu. Bu transferden sonra 2-3 numarada bir yabancı hakkımız daha var. Eğer alınabilirse bu oyuncunun özellikleri nasıl olmalı ? Neticede bu tür oyuncuların performansı gardlarla doğrudan orantılı.  Chatman – Cüneyt ve Serhat – Mustafa ikilisi çok önemli ancak bu noktada Chatman ve Serhat dışında ribaund ve top çalmada sıkıntılar yaşayabiliriz. Bu yüzden alınacak yabancının saf skorer olmasındansa çok yönlü “all around” istatistik yapabilen özellikle savunmada ve istatistiğe yansımayan noktalarda etkili bir oyuncu olması bizi play off larda ve Euro Cup da başarı için gerekli olan savunma sertliğine taşır.

 

BOŞUNA ÇABALIYORSUNUZ

 

Sizler istediğiniz kadar çabalasanız da sonuç değişmeyecektir. Çünkü bu devrin insanları değilsiniz. Oyununuzu geliştirdiniz dediler ki “yabancısız takımda skorer olurlar tabi” . Yetmedi ikinizde bu sezon yabancıları kariyerli olan kadrolarda da aynı ortalamaları yakaladınız. Cevher oyununa tepeden drive etmeyi ekledi, Evren şutlarındaki istikrarı ve yüzdeyi arttırmak için idman sonrası ekstra çalıştı.

Ama ne uğruna ? milli takım hazırlık döneminde idman oyuncusu olmak içinmiş hepsi. Sonra sırf yetenekli diye küçüklüğünden beri pohpohlanan ve bu yüzden her yaptığı sineye çekilen Cenk Akyol milli takımda. Umarız Cenk bu şampiyonalığına da olsa hatalarından arınır ve bizi haksız çıkarır.

Bu devirde çalışkan, zeki ve iç disipline sahip olmak “tu kaka” olarak değerlendiriliyor. Hele ki biraz sessiz ve efendi bir karakterseniz ilk gözden çıkarılacak siz olursunuz. Amabalaj kültürüyle yoğrulmuş bu düzende karizma ve reklam yıldızı olma potansiyelin varsa yolun açıktır.

O yüzden altyapılarda yendiğimiz takımların oyuncuları A takım seviyesinde de ilerlemeya devam ederken biz yerimizde sayıyoruz ki bu aslında geri girmektir.

Umarım bu çarpıklıklar bir gün sonlandırılır.

(Foto : NTVspor.net)

NTVSPOR VE NTVSPOR RADYO’DAYIZ

 

 

 

 

Cumartesi saat 12 : 10′da ” YENSENDE YENİLSEN DE” ve Pazar günü de saat 15 : 00 ‘de “BOL BASKET” programında “www.bjkbasket.com ve www.bjkbasket.org” ekibi olarak basketbolseverlerle buluşuyoruz.