Archive for Temmuz, 2010

TAKIMIMIZA MÜTHİŞ ŞUTÖR

Yeni sezon öncesi transfer çalışmalarında sona yaklaşan bayan basketbol ekibimiz, Rus guard/forvet Anastasia Pimenova  ile anlaşma sağlayarak yeni sezon öncesi kadrosunu da şekillendirmeye başladı..

Ekibimiz daha önce Brezilya’lı pivotumuz Kelly Silva Santos ile sözleşme yenilerken, dış transferde ise WNBA’den Brezilya’lı skorer guard/forvet Iziane Castro Marques ile anlaşma sağlamıştı..

 Ekibimizin kadrosuna kattığı Anastasia Pimenova, geçtiğimiz sezon ekibimizin Euro Cup’ta da karşılaştığı Rus ekibi BC Chevakata takımının formasını giyiyordu. Avrupa’nın en önemli dış şutörlerinden biri olan 29 yaşındaki ve 1.80 boyundaki deneyimli skorer, geçtiğimiz sezon Rus Ligi’nde 18 maçta, Fiba Euro Cup’ta ise 6 maçta forma giydi. Başarılı şutör, Ligde %41 ile, Euro Cup’ta ise %55 ile üçlük atmayı başarmıştı..

Rus Ligi’nde 31.4 dakika ortalama ile sahada yer alan Pimenova, bu maçlarda; 13.6 sayı, 1.8 ribaund ve 2.7 asist ortalaması yakalamıştı. Lig’de ki en skorer oyununu Dynamo Kursk deplasmanında ürettiği 23 sayı ile gerçekleştiren başarılı şutör, sezon sonunda Rus Ligi sayı kraliçesi sıralamasında da sekizinci sırada yer almayı başarmıştı. Euro Cup’ta forma giydiği 6 maçta ise 36.2 dakika sahada kalan Pimenova, bu maçlarda; 22.0 sayı, 2.3 ribaund, 4.0 asist ve 1.2 top çalma ortalamaları yakalamıştı. Ekibimize karşı oynadığı karşılaşmalarda; Vologda’da oynanan ilk maçta oyundan hiç çıkmadan 17 sayı üreten deneyimli skorer, İstanbul’da oynanan ikinci maçta ise 14 sayı üretmişti. Rus şutör, bu kupadaki en skorer oyununu ise Hatis Yerevan deplasmanında 7/13 üçlük atarak ürettiği 36 sayı ile gerçekleştirmişti..

IZIANE CASTRO MARQUEZ BEŞİKTAŞ’TA

Bayan basketbol takımımız ikinci yabancısını da kadrosuna kattı. Haberini Bjkbasket.org’dan dün duyurmuştuk. Resmi sözleşmeyi de imzalamış. Çok skorer bir oyuncu. Bu seneki kadro yapımız gayet sağlıklı bir şekilde ilerlemekte. Litvanyalı ve Rus oyuncular ise henüz imza atmamışlar. Onlar için biraz daha sabretmek gerek.

KRİZ ÇIKARTMA NOTU 10 KRİZ YÖNETİMİ İSE 0

Beşiktaş Basketbol şubesinin son yıllarda bulunduğu durumun tek cümleyle özeti budur. Bu noktada geçmiş sayılarda olduğu gibi transfer ağırlıklı teknik konulara değinmenin bir şey kazandıracağını düşünmüyorum. Çünkü organizasyon ve yönetim eksikliğinin olduğu bir yerde süper bir kadro kursanız bile o miras çok kısa sürede gider. Peki camianın bu kadar içinde olup da Süleyman Seba’nın 16 yıllık başkanlık dönemine şahit olan insanlar hiç mi bir şey öğrenmediler ?

Son beş yıl içinde “bir şube nasıl yönetilmemeli ?” sorusuna verilebilecek cevapların belki de hepsini gördük. İşin kötü yanı son yıllarda ki mali sıkıntının öne çıkarak buzdağının asıl görünmeyen kısmını kapaması çok vahim bir tablo oluşturuyor. Bizden daha az bütçesi olan, TBL takımlarının geçtiğimiz sezon başına kadar kadrosundaki hiçbir oyuncuyu almaya bile tenezzül etmeyeceği Partizan gibi bir takım Final 4 oynarken, bırakın Avrupa’yı TBL’de en azından 2 sezonda bir final oynayacak yapıyı oluşturamıyoruz ?

 

İNSANİ İLİŞKİLER VE ADALETİN TERAZİSİ ÇOK ÖNEMLİDİR

Hepimizi biliyoruz ki Beşiktaş’ın geçmişin de mali açıdan çok sıkıntılı dönemler oldu. Tam 2 sene tek bir kuruş alamayan oyunculardan tutunda tesis konusundaki sıkıntılara kadar her şeyi yaşandı. Ama sporcuların hemen hemen hepsi yönetim konusunda eleştirel bir yaklaşımda bulunmadı. Bir başka deyişle yönetici insani ilişki bakımından sporcusunu kimsenin önünde zor duruma düşürmemiştir. En önemlisi sporcu sahipsizlik hissine kapılmamıştır. Bugün şubedeki durum nedir ?  Önemli maçlar öncesi hiçbir şekilde sahip çıkılmama ve nerdeyse Akatlar’ın yolunu unutma, medyanın önünde güç gösterisi yapma, sporcuların performansını kendi kafasında ölçüp ceza verme ki bunda tepkiden çekinerek populist bir yaklaşım sergilemenin en güzel örneğidir. Bu da adaletin olmadığı bir ortamın tescilidir.

 

KISA VADELİ DÜŞÜNMEK BİR ŞEY KAZANDIRMIYOR

Eğer ki bir şekilde iddialı olunmak isteniyorsa bir yol seçilmeli ve o yolun gerektirdikleri tamı tamına yapılmalıdır. Nedir bu yollar. Birincisi çok yüksek bütçeniz olur ve en iyi oyunculara teklif götürür doğru bir teknik ekiple başarıyı yakalarsınız ki bizim için zor gözüküyor. İkincisi orta büyüklükteki bir bütçe ile Partizan gibi titiz bir oyuncu taraması ve belli bir oyun sistemi ile başarı kovalarsınız. Üçüncüsü ise genç ve yerli odaklı bir kadroyla uzun vadeli bir plan yapar sonunda iddialı olmak istersiniz.

Beşiktaş’ta ise tam bir belirsizlik söz konusu birinci seçenek baştan elendi, ikinci seçenekte sponsor ve yan gelirler dikkate alındığında gayet makul ama vizyon ve iddia sahibi bir anlayış yok bir başka deyişle edilgen pasif bir yapıdan dolayı bazı noktalarda veya rakiplere karşı psikolojik olarak yenilgiyi kabul etmek gibi bir yapı var. Üçüncü seçenek ise özveri isteyen ve bu yüzden de “Beşiktaş’ın zirvede olması gerekir” cümlesiyle hep göz ardı edilmiştir. Ama bu cümlenin altının doldurulduğuna da bugüne kadar şahit olamadık. Bugün genç oyunculardan oluşan yerli ağırlıklı bir kadro kursak taraftar buna tepki göstermez tam tersi geçmişteki gibi destek verir.

 

ALTYAPI ÖNEMLİ AMA FARKINA VARILIRSA

Beşiktaş’ın altyapıda Efes Pilsen ve geçmişteki Ülker gibi ülke genelinde tarama yapıp bünyesine oyuncu katamadığı bir gerçek. Fakat bu handikapa rağmen üzerinde çalışılması gereken oyuncular geliyor. Özellikle son yıllarda eskiye nazaran bu yönde olumlu gelişmeler var altyapı takımları düzenli olarak ülke şampiyonalarına katılabiliyor. Ama A takıma yansıması olmadıkça bunun bir anlamı yok ve bunun yanında, altyapı antrenörlerinin ve oyuncuların orta vadede umutsuzluğa kapılmasına sebebiyet verir. Bugün basketbola geç yaşta başlamasına rağmen hızlı bir gelişme gösteren Serkan, çeşitli kategorilerde en iyi forvet ödülüne sahip Murat Nuri Kutlu ve gard Buğrahan için belirlenmiş bir yol haritası var mıdır ? Bugün altyapılarda defalarca milli olmuş ve çok farklı özellikleri olan Kerem Özkan gibi bir oyuncuya her zaman gelmiyor ve yıllardır yerli uzun konusunda deyim yerindeyse kıvrandığımız ve bu yüzden oyunculara ederlerinin çok üstünde para verdiğimiz bu mevkide Serkan Özver’in göz ardı edilme şansı var mı ? Bu oyuncuların 18 – 22 yaş arasında 3-4 sene beraber oynayabileceği bir yapı oluşturulabilir ve bu çok zor bir şey değil. Bugün 2. Ligde bu organizasyonu kabul edebilecek bir takım çok rahatlıkla bulunur ve bunun maliyeti de öyle bahsedildiği gibi yüksek olmaz.

 

Bu noktada iki kazancımız olur birincisi kendi oyuncunla takım oluşturmak bütçeyi rahatlatır ikincisi ise Beşiktaş havasını küçüklükten solumuş o ruha sahip olan oyuncularda oluşan takım kurmuş olursun. Bu şekilde taraftarında bakışı değişir. Tabi farkına varılırsa

 

TEFERRUATLARA TAKILIP ZAMAN KAYBETMEK

İşte bu noktada yapıcı olmaya çalışan insanların önerileri için “ama” ile başlayan cümleler kurup işi deyim yerindeyse yokuşa sürmek, kişisel hırslara kapılıp Beşiktaş’ı göz ardı etmek tüm amatör şubelerde yaşanıyor. Zaten buda yazının başlığında belirtildiği gibi kriz çıkartmak için gerekli özellikleri oluşturuyor. Beşiktaş gibi Süleyman Seba başta olmak üzere yöneticilik konusunda ezeli rakiplerinin bile takdirini ve saygısını kazanan yöneticileri tarihinde barındıran bir camiada bu isimlerden bir şey öğrenmeyen yöneticilerin olmaması çok kötü bir durum.

Serencebey Gazetesi

İTİNA İLE OYUNCU PARLATILIR

Öncelikle yazının ana konusuna değinmeden önce Beşiktaş basketbolunun geçmişi ve dönemleri hakkında bir özet geçmekte fayda var. Beşiktaş’ta basketbolu 3 döneme ayırabiliriz. Birincisi 70‘ler ile başlayan 80′lerin ortalarına kadar devam eden 75 yılındaki şampiyonluk dışında mutlu sona ulaşamadıksa da daima zirvede yer alınan periyot ki futbolda ki sonuçlardan sonra taraftarın gözünde basketbolun 1. spor olduğu özel dönemlerden biri diyebiliriz. İkinci dönem ise Erman Kunter ve Efe Aydan ‘lı kadronun 87 play off larında elenmesinden sonra yatırımın ve ilginin kesildiği, 90 ların ortasına kadar süren “karanlık dönem”‘dir. Bu noktada sadece ligde kalacak ve play off un son basamaklarına tutunabilecek takımlar yeterli görüldü. Doksanların ortasından günümüze kadar gelen 3. dönemin başlangıcı ise Çetin yılmaz yönetiminde zirve iddiasıyla başlayıp küme düştüğümüz sezondur. İşte bu noktada samo yıldırım’ın ligden çekilmesinin akabinde başlayan sezonlarda hep ilk 5 içinde yer alıp yarı finaller oynayıp finali zorlayan takımların arasında yer aldık.

Bu dönemin bir diğer önemli özelliği de her sezon en azından bir oyuncuyu Türk ve Avrupa basketboluna kazandırmamız oldu. Kariyeri inişte olan veya o ana kadar pek dikkat çekmeyen oyuncular Beşiktaş’ ta geçirdikleri sezonun ardından hem kariyer hem de kontrat açısından çok daha iyi yerlere geldiler. 90′lı yıllardan günümüze kadar bu oyuncuları kısa bir özetle tekrar hatırlayalım

ANDRE WOOLDRİDGE: 97 – 99 yıllarında oynayan Wooldridge hızı ve etkili cross – over ‘ları ile başarılı maçlar çıkardı ve takımın 97 – 98 sezonunda kısa süreli de olsa liderliğinde önemli katkı yaptı. 2001 de tekrar takıma döndü. Beşiktaş dışında Fransa ve Yunanistan’ da iyi sezonlar geçirdi. 2007 lige Oyak formasıyla geri döndü iyi bir yüklemeyle ilerleyen yaşına rağmen çok iyi maçlar çıkarabileceğini kanıtladı.

KEVİN THOMPSON: Wooldridge’le aynı zamanda geldi ve onun aksine Scavolini Pesaro tecrübesinden dolayı daha tanınmış bir oyuncuydu ve 93 draftında NBA seçilip kısa süre de olsa bu ligde forma giymişliği vardı. Wright tarzı bir seriliğe sahip olan Thompson akabinde Avrupa’nın en iyi ligi İspanya ACB’de uzun yıllar forma giydi.

LEVENT TOPSAKAL: 90’ların ortalarından itibaren kariyeri düşüşteydi 98 ‘de geldiği Beşiktaş’ta başarılı bir sezon geçirdi ve 21 sayı 7 asistlik katkısıyla efsanevi Tofaş galibiyetinin mimarlarındandı. Sonrasında Ülker ve Euro lig kontratı kaptı.

MURATCAN GÜLER: Altyapıları takip edenler onun özelliklerini biliyordu. Ama herkes tarafından farkedilmesi Beşiktaş’ta oldu atletizmi ile Murat Konuk ve Hüseyin Beşok’a yaptığı bloklar hala hatırlarda. 99 – 01 yıllarında 2 sezon oynadı akabinde ciddi bir bonservisle Ülker’e gitti. Eğer ki ortalama diyebileceğimiz kadar bile şutu olsaydı çok büyük bir oyuncu olurdu.

VİRGİNİUS PRASKEVİCİUS: Baltık ekolünden gelmiş atletik ve soğukkanlı bir oyuncuydu. Efsane Tofaş galibiyetindeki tek yabancımızdı. 3–4 numaraları oynayabilen iyi bir dış ve orta mesafe şutu vardı. O da Beşiktaş’dan gittikten sonra Ülker’le başlayan EL tecrübesi yaşadı ve kariyeri boyunca hep iyi kontratlar aldı.

BUD ELEY: Thompson’dan sonra takıma geldi ve ondan çok daha başarılı oldu 2001 ‘de sayı kralı etiketi aldı. Blackwell – Eley ikilisi ile takım sezon sonunda Efes – Ülker seviyesine ulşamış ancak sezon başı alınan yenilgilerden dolayı play off larda saha avantajını kaçırmıştı. Sonrasın da ne mi oldu ? Evet o da Ülker’e gitti sakatlığından dolayı sezonun çok büyük bölümünde oynayamadı ama sonrasında çok uzun bir ACB kariyeri oldu.

MUSTAFA ABİ: Altyapı ve a takım kariyerinin başında 1–2 numaralarda oynadı. Dönemin “fast- break” dergilerinde Yalçın Granit’in heyecanla bahsettiği oyuncuların başında geliyordu Fenerbahçe ve Ülker gibi takımlarda rol oyuncusu oldu sene 2003 ve herkes “galiba olmayacak” diyordu ki Beşiktaş’a geldi. Burak hoca gibi takımı oyuncu odaklı oynatmayı seven İhsan Bayülken’in elinde gerçek Mustafa Abi görüldü. Oyunun iki yönünü de oynadığı için Efes ve Mahmuti’nin dikkatini çekti ve ertesi sezon final serisinde El – Âmin’i yavaşlatarak şampiyonluktaki belirleyici etken oldu.

LARRY AYUSO (ŞARAPÇI) : 2002 Dünya şampiyonasında milli takımımızı yıkan oyuncu olmuştu. Milli takımlar seviyesinde çok iyi maçlar çıkarmasına rağmen kulüp seviyesinde aynı oranda başarılı değildi. Beşiktaş’a gelmenin arifesinde kısa bir San Antonio Spurs macerası oldu. “El üstü şut” konusunda belki de lige gelmiş en iyi oyuncudur. Savunmacısı adeta ağzının içine girecek kadar yakın olmasına rağmen çok hızlı ve düzgün şuta kalkıp isabetli atabiliyordu. Bizden sonrası Zalgiris Kaunas ve Cibona gibi ekol olmuş takımlara gitti.

KHALİD EL AMİN: Gardlarıyla bilinen Conneticut’da iyi bir NCAA kariyeri ve şampiyonluk, akabinde kısmen fiziğine bağlı olarak Chicago’da beklentilerin altındaki bir NBA kariyeri ve Avrupa’ya gidiş. Fransa ve İsrail’de vasat sezonlar geçiren El – Âmin ile İhsan Bayülken dokusu tam tutunca ortaya finale kadar yürüyecek bir takım çıktı. İlk sene nispeten Ayuso’nun gölgesinde kalsa da 2. sene ipler onun elindeydi. Geçiş oyununa yatkınlığı ve yüksek yüzdesi sayesinde çok rahat skor üretebilen El – Amin 2005 yılında ligin “En değerli oyuncusu” seçildi. Sonrasında Ukrayna da çok başarılı sezonlar geçirip oldukça yüksek kontratlar aldı. 2007 – 2008′de Telekom ile kupa şampiyonluk sevinci yaşayıp ligde final oynadı.

HALUK YILDIRIM (KAPTAN) : 2003 yakalandığı kanserle beraber Ülker’in sporcusuna ne kadar vefalı! Yaklaştığını gören Haluk, hastalığını kısa sürede yendikten sonra Beşiktaş’a geldi ve sanki kaldığı yerden devam ediyormuşçasına önceki performansını devam ettirdi. Dripling konusunda sıkıntı yaşamasına rağmen oyun kurucular kadar asist yapabilmesi fiziğinden çok aklıyla oynadığının göstergesi ve ilerleyen yaşına rağmen aynı istatistikleri yakaladığının bir kanıtı.

BEKİR YARANGÜME: Kolej’de yakaladığı sayı krallığı ligin o zamanki seviyesi göz önüne alındığında bazıları için bir şey ifade etmiyordu. Yurtdışından aldığı teklifleri o zaman geri çeviren Bekir Beşiktaş’ta yakaladığı ikinci şansı iyi değerlendirip final oynayan takımın parçası oldu. Büyük takımın “rol oyuncusu” olabileceğini de kanıtladı. Ardından Ülker’de az süre alsa da bir şampiyonluk yaşayan Bekir yıllar geçtikçe oyununun üzerine koymaya devam etti. İlk zamanlar şut dışında bir tehdidi yoktu ama zamanla kendi fiziğindeki oyuncuları driplingle de geçebilecek duruma geldi ve savunmada ortalama bir sertliğe sahip oldu. Tüm bunların neticesinde geç yaşta da olsa milli takıma seçildi.

2005 yılında final oynayan takım “El – Âmin – Bekir – Haluk” üçlüsüne sahipti ve 2008 deki Telekom’un aynı üçlüyle final oynaması bir tesadüf olmasa gerek.

RATKO VARDA: NBA ‘e erken gitmenin bedelini ağır ödeyen Varda’nın çıkış noktası Beşiktaş oldu. Hem içerden hem de dışardan skor tehdidi olan komple bir uzun olmasına rağmen kontrolü zor bir oyuncuydu. Her ne kadar ayrılışı kötü olsa da Rusya’da bir Euro cup şampiyonluğu kazandı ve omzundan sakatlık yaşayana kadar Real Marid’in rotasyonunda önemli bir oyuncu oldu.

KEREM TUNÇERİ: 2005′ te oyuncular arasındaki kavgayla kötü bir üne sahip olan Avrupa Şampiyonası’nın kötü çocuklarından biri olarak görülüyordu. Fakat Beşiktaş’tan sonra herşey bambaşka şekilde gelişti. Haluk Yıldırım gibi karşısında kendinden kısa oyuncu gördü mü post up yapan ender oyunculardan biri olup yıllar sonra MVP en değerli oyuncu ödülünü kazanan ilk yerli oyuncu oldu. Sonrası mı? 2 sezonluk çok iyi bir Real Madrid kariyeri ve ULEB şampiyonluğu.

MİCHAEL WRİGHT : Parlak bir NCAA kariyeri vardı. Ancak 4-5 için “undersized” ve kısa kaldığı için 2. turdan seçilse bile NBA’de tutunamadı. Ancak çok seri bir şekilde potaya yönelebilmesi ve kıvraklığı Avrupa basketbolu için çok uygundu. Alba Berlin’den geldi  çok iyi bir sezonun sonrasında kontratını ikiye katladı ve Fransa’ya Pau Orthez’e gitti. 2007 Telekom’la lige döndü ve yine kontratını ikiye katladı. Sakatlanıp sezonu kapatana kadar çok başarılıydı.

SİNAN GÜLER : Muratcan Güler’in kardeşi, abisi gibi atletik ve şut stilleri dahil hemen bütün altyapı “fundamental” ‘i aynı. Daçkadan geldiğin kimse patlama yapacağına ihtimal vermiyordu. Ama Galatasaraylı Fitch’e karşı yaptığı savunmayla dikkatli izleyicilere bu işareti vermişti. Yerli rotasyonu hep gözardı eden Ataman’ın bile gözüne girmeyi başardı. Akabinde Efese kontratının nerdeyse on katına yeni kontrat kaptı ve en önemlisi milli takıma yükselip orda kalıcı oldu.

PRESTON SCHUMPERT: İtalya’da önemli takımlarda oynamasına rağmen hiç birinde sezonu tamamlayamamıştı ve çok yüksek kontratlar almadı. Ataman koçluğundaki takımda herkes Apodaca’nın öne çıkacağını düşünüyordu ki sürprizi Schumpert yaptı. Çok hızlı ve iyi bir şut mekaniği olan ve kendine özgü yılan gibi süzülerek yaptığı katlarla dipten ve yakın mesafelerden rahatça sayıya ulaşabilen Schumpert taraftarın sevgilisi oldu. Sonrasında Ataman’la beraber Efese gitti ve 2008 – 2009 final serisinin en skorer oyuncusu oldu. Seride pota altı üstünlüğü kullanmayan Fener Efes gibi 4 kısalı oynamaya kalkışınca Schumpert ve Thorton ikilisi çok etkili oldu.

KAYA PEKER: Başarısız bir Tau Macerasından sonra ligin başlamasına 1 hafta kala takıma katıldı. Son yılların en yüksek seviyeli sezonu olan 2007 – 2008′de kariyerinin belkide o zaman kadar ki en iyi dönemini geçirdi. Sezon ortasındaki Dinamo Moskova teklifi formunun düşmesine neden oldu. Ertesi sezon o da Atamanla beraber Efes’e gitti ve final serisinin son maçlarında Fener uzunlarına karşı belirgin bir üstünlük sağladı. Ancak hiçbir zaman iyi bir sporcu olamadı.

SANDRO NİÇEVİÇ: 1994′te Griçek’le beraber Hırvatların dünya basketboluna sunduğu yeni yıldız adayıydı. Beklentiler çok yüksekti ancak en üst seviyede başarılı olması için gerekli kalınlığa sahip değildi. Yine de Avrupa’da başarılı bir kariyere sahip oldu özellikle Yunanistan’da AEK ile çok başarılı bir sezon geçirdi. Kadife bileği sayesinde her yerden şut atabilen ve aynı zamanda iyi de bir pasördü. Yerli uzunlarımızın en büyük eksiği olan orta mesafe şut konusunda örnek alınacak en önemli isim belki de. Beşiktaş sonrası mı? 2003 ‘ten beri çağrılmadığı milli takıma çağrıldı ve 2008 olimpiyatlarında oynadı.

ENGİN ATSÜR: Milli takımda iyi maçlar çıkarıp kulüp seviyesinde beklentilerin altında kalan bir oyuncu daha. NCAA den sonra Benetton ve Efes gibi hatalı tercihler yaptı. Akabinde gerçek manada ilk kulüp takımı tecrübesini Beşiktaş’da yaşadı. Chatman’la beraber iyi bir ikili oluşturdular Newley’nin sakatlığı ve Baxter’ın disiplinsizliğiyle beraber 20 sayı barajını aşan maçlarını gördük. İyi bir yüklemeyle penetresini de geliştirdi. Tecrübesizliğinden dolayı bazı şut tercihleri çok eleştirildi. Ama sezon sonuna gelindiğinde Engin ‘de üzerine koyan oyunculardan biriydi. EL ‘de oynamak istiyorum dedi ve Fenerbahçe Ülker’e gitti.

BRAD NEWLEY: 2003′deki Dünya gençler şampiyonasından sonra beklentilerin yüksek olduğu oyunculardan biriydi. Yunanistan’da 2 sezon geçirdi burada gerekli sertliği kanadı ancak hücumda takımın ana opsiyonlarından değildi. Burak Bıyıktay’ın elinde çok önemli bir oyuncu haline dönüştü. Çok iyi hızlı hücumu bitiren patlayıcı gücü olan nadir beyaz oyunculardan biri ve bunun sayesinde aynı çok güçlü penetresi ve adımlarıyla birçok turnikeyi rahatça smaca giderek bitirebiliyordu. Aynı zamanda çok iyi bir ceza atıcısı ve kat savunmacısı. KSK maçında Ryan Toolson’u çok iyi durdurmuş ve bu özelliği teknik ekip tarafından sıkça kullanılmıştı. Kısacası pozisyonunda Beşiktaş’a gelmiş en iyi en komple oyuncu diyebiliriz.

Listeyi şimdilik burda noktalıyoruz. Ancak daha bitmedi 2001 – 2003 arası gençlerden oluşan kadrodan da bahsedeceğiz.

ARIN ARTIK ERDEMİRLİ!!!

Erkek Basketbol takımımızın müzmin yedek guard’ı Arın SOĞANCIOĞLU Erdemir spor ile anlaştı.

Haberi az önce Bjkbasket.org’dan duyurmuştuk.

Bu sezonun en iyi transfer gelişmesi dersek sanırım abartmayız. Neyse yeni takımı Arın’a hayırlı uğurlu olsun. Tabi Beşiktaş’ımızıda…

KELLY İMZAYI ATTI

Bayan basketbol takımımız ilk yabancı transferini gerçekleştirdi. Geçtiğimiz Sezonun ortasında takımımıza katılan KELLY SİLVA DOS SANTOS ile bu sezon içinde anlaşmaya varıldı.

Anlaşmaya dair detayları Bjkbasket.org’dan duyurmuştuk.

 

Gerçekten iyi bir transfer diyebiliriz. Pota altında ekibimize büyük güç katacak bir oyuncu. Bu sezon enteresan transferler yapmaya devam ediyoruz, ligdeki sürprizi sanırım biz yapacağız…

TRANSFERDE SON DURUM

Erkek basketbol takımımız yabancı oyuncu arayışlarını devam ettirmekte. Şu anda gündemde biri bosman olan, birde daha önce ülkemizde forma giyen bir Amerikalı oyuncu var.

Fakat transferde öncelik Baba’da(Shumpert). Transfer ile ilgili detayları Bjkbasket.org’dan vermiştik.

 4 numara için arayışlarını sürdüren ekibimiz, bir Rus uzun ile temas halinde, fakat bu transfer şimdilik beklemeye alınmış durumda, öncelik kısa transferini bitirmek…

 

GEÇMİŞTEN NAĞMELER…

{DUBRAVKA DACİC & ESRA ERDEN }

 

İkimiz bir fidanın güller açan dalıyız…

POTA ALTINDA AVUSTRALYALI DEV ANDREW OGILVY

Fedor ‘un kalmasını takiben pota altında yine aynı tip boy ve kalıpta uzun arayışlarını sürdüren koç Burak Bıyıktay tercihini NCAA’de Vanderbilt forması giymiş ve Alex Gordon’la da bir dönem takım arkadaşı olan Andrew Ogilvy’dan yana kullandı. Bütün teknik sebepler bir yana koçun oyuncu seçiminde sporcu karakterine en az teknik özellikle kadar önem verdiğini biliyoruz. Her ne kadar İhsan Bayülken zamanında alınsa da Bred Maher ve son olarak Newley tercihleri gösterdi ki Avustralyalı sporcular üstün iş ahlakları nedeniyle de Burak hoca için tercih sebebi olmaya devam ediyor. Buna ek olarak ülke ekolünün özellikle her pozisyonda eşleşme sorunu yaşatabilen oyuncularla oynaması sevmesi de (En yakın örnek Newley diğer bir örnek ise 1990 larda oynamış 1.96′lık boyuna rağmen kalın ve atletik olan Bratke) oyun sitemimize büyük oranda uyuyor.

ANDREW OGILVY GENÇ MİLLİ TAKIM KARİYERİ

Temmuz 2007′deki FIBA 19 yaş altı Dünya şampiyonasında oynayan Andrew bu turnuvada % 69 şut yüzdesi ve % 79  serbest atış yüzdesiyle şampiyonayı  22.3 sayı ve 9.8 ribaunt ortalamayla tamamladı. 32 sayı ve 11 ribauntluk İspanya maçının da aralarında bulunduğu 6 “double – double” yapan Andrew çeyrek finalde Brezilya’ya elenmelerinden önce milli takımının grupta 8-1 ‘lik bir galibiyet oranı yakalayarak rakiplerini süpürmesinde önemli rol oynadı.

2.11 ANCAK KOŞAN BİR UZUN

Bu özelliği bilhassa koç için çok önemli çünkü “run and gun” tarzı oyun bu sezonda öncelikli tercihimiz olacak, lakin rakiplerin rotasyonu ve play off lar göz önüne alındığında Fedor’un yanına hem onun gibi hem de ek olarak hızlı hücuma da yatkın bir uzun gerekiyordu ki bu oyuncunun tercih edilmesinde en önemli sebep budur. “Fedor – Andrew” ikilisi rakip dış oyuncular için önemli bir blok tehdidi oluşturacaktır. Hatta Andrew’in TBL’den çok daha tempolu ve atletik NCAA’lerde 1.5 blok ortalaması yakalaması savunmada geçen sezon yediğimiz kolay turnikelerin en azından kağıt üzerinde önemli oranda azalacağını gösteriyor.

İKİLİ OYUN SAVUNMASI ANAHTAR NOKTA OLACAK
Her ne kadar bu iki oyuncu öncelikli olarak rotasyonda aynı anda süre almaları düşünülmese de en önemli sorunumuzun ikili oyun savunması olduğunu düşünüyorum. Gerekli ayak çabukluklarını sağlamaları ve bununla beraber bir çok uzunun en önemli defektlerinden biri olan ikili oyun savunmalarında ucuz fauller yapmaları savunma dengelerini alt üst eder.

DAHA İYİ BİR PASÖR OLACAKTIR

Ogilvy geçmişteki bir çok yerli ve yabancı oyuncu gibi bizde de oyununu geliştircektir. Hakkında yapılan yorumlarda top kaybını azaltmasına ve yüksek basketbol zekasına rağmen ikili sıkıştırmada doğru pası verme sorunu yaşaması ve şutu tercih edebilmesi oyunundaki eksikliklerden biri olarak görülüyor ki bunu düzeltmek için en doğru adreslerden birine geldi. Koçun sisteminde uzunların pas ve saha görüşü çok önemli olduğu için ( bir çok maçta uzunlardan toplamda 7-8 asist aldığımı olmuştur) zaman ilerledikçe bu yönde önemli bir düzelme görmemiz olası.



MURATCAN ANTALYA’DA

Erkek basketbol ekibimizin ikinci kaptanlığını yapan ve geçtiğimiz sezon çoğu maçta ilk beş başlamasına rağmen belki de beklentilerden en çok uzak kalan isim olan deneyimli guard Muratcan Güler, bu sezon Ahmet Kandemir yönetiminde mücadele edecek olan Antalya Büyükşehir Belediyesi ile anlaşmaya vardı..

Kariyeri boyunca özellikle aile genetiği diyebileceğimiz atletik özellikleri sayesinde hep savunması ile dikkat çeken Muratcan Güler, geçtiğimiz sezon bu özelliğini de yeteri kadar sahaya yansıtamamıştı. Ekibimiz ile geçtiğimiz sezon 33 maça çıkan Muratcan Güler, bu maçlarda ortalama 22.3 dakika süre almasına rağmen sadece 6.2 sayı ortalaması yakalayabilmişti. Geçtiğimiz sezon skor olarak sadece 6 maçta çift haneli rakamlara ulaşabilen deneyimli oyuncu, en yüksek skorunu ise Türk Telekom ile oynanan Play-Off maçında kaydettiği 13 sayı ile gerçekleştirmişti..

Belki de en dikkat çekici olan bir diğer istatistiksel detay ise, 33 maçta forma giyen ve 2 numara diye tabir edilen skorer guard mevkiinde oynayan Muratcan Güler’in, sezon sonunda sadece 17 üç sayılık isabet kaydetmiş olmasıydı. Bizimle özdeşleşen ve dış şutları da öne çıkaran Run&Gun basketbolumuzda, üstelik daha az maçta görev alan pota altı oyuncularımız Kevin Fletcher’ın 24, Adem Ören’in ise 15 üçlük isabeti kaydetmiş olması bu istatistiği Muratcan Güler’in kariyeri adına eksi bir değer olarak gösteren farklı bir detaydı..